Embed

2103'te ÖYKÜ / NECİP TOSUN / (2. BÖLÜM)

Asılsız Hikâyeler /  Naime Erkovan

Naime Erkovan, 2011 ve 2012 yıllarında çıkardığı öykü kitaplarından sonra 2013’te, Asılsız Hikâyeler’i yayınladı. Bir başka deyişle üç yılda üç öykü kitabı. Öyküde yeni bir imza için arka arkaya üç kitap pek alışılmış bir şey değil.

Erkovan kitabın sonunda öykü kitabını şöyle özetler: “Son üç öykü fantastik –bilim kurgu-masaldır. Asılsız Hikâyeler’de, ayrıca çerçeve anlatım, bilinç akışı, olay ve durum hikâyeleri, mise en abyme, makale, takvim hikâyeleri, diyalog, zaman daralması ve genişlemesi, tanrısal bakış, ben anlatıcısı, ikinci anlatıcı, parodi, ironi, kişileştirme ve medyalararası gibi teknik ve anlatıcılar yer alıyor.”

Erkovan özenli bir dil, derinlikli göndermeler ve ince ince işlenmiş cümlelerle öyküsünü oluşturur. Sıkışmış kelimelerin içinde duygular boğulduğunda öykü nasıl etkisizleşiyor, hikâye ve duygular kelimelerle hayat bulup nefes aldıklarında nasıl güzelleşiyorlar onun anlatımlarında görmek mümkündür. Kahramanların olağanüstü, absürd dünyasında dolaşırken, (bir tozun, bir şişe cininin, bir sabah kendini bir yazara dönüşmüş olarak bulan Alegor Yazsa’nın) buradan her durumda bir insanlık durumu devşirir.

Savrulan / Selvigül Kandoğmuş Şahin

Selvigül Kandoğmuş Şahin anlatım düzleminde içsel bir derinlik hedeflerken ritimle yoğunlaştırılmış bir anlatı kurmaya çalışır. Duygunun, coşkunun temsili, iç sesin tam olarak yansıtılabilmesi için lirizmi tercih eder. Böylece vardığı yer monolojik tutum ve şiirsellik olur. Hep bir iç döküş ve nostaljik tutum öykülerinin odağında yer alır. Belki de bu biçimsel tutum nedeniyle hep özlemleri, yitirilmiş hayatları, hayatın acılı, mutsuz yanlarını anlatır. Tüm güzellikler geride, geçmişte kalmıştır. Zaman zaman çocukluğa, onun safiyetine döner. Ona göre yaşanan zamanın zihniyeti tümüyle yanlışa yönlenmiştir. Güzellikler, doğrular hep geçmişte kalmıştır. Dostluk, samimiyet kaybolmuştur. Bunun en büyük nedeni şehirdir, modernizmdir. Kimi öykülerde kırsala dönmesi bu yüzdendir. Modernizm renkleri bile katletmiştir. Beyaz, dünyamızı terk etmiştir, her yer gri ile kaplanmıştır.

Şahin, özellikle kadın dünyasını anlatmada, o dünyanın inceliklerini kavramada ve yansıtmada başarılıdır. Öte yandan anne acısını ve duygularını anlatmada inandırıcı ve etkileyicidir. Kadınların gözünden bu pencerelerin açılması, aralanması çok önemlidir. Bazı kadın öykücüler, annelik ve kadın duygularını reddeden ve daha çok erkekliğine soyunan bir yaklaşım içindeler. Şahin bu kapıyı iyi değerlendirirse kalıcı bir imza olabilir.

Savrulan’da modern hayatın, şehrin, insanların acımasızlığı, aldırmazlığı karşısında savrulan insanlık hâllerine bakar. Öyküler acı, hüzün, baskı, aşk dörtgeninde şekillenir. Geçmişin güzel günlerini arayan insanlar bir acının ortasında kalakalmışlardır. Her yerde, her coğrafyada insanlar bir şekilde savrulmaktadır. Bütün bu kıyımlar, baskılar, ihanetler sonunda, arkada kalan insanların dünyasına eğilir. Aşkı özellikle dini boyutta kavrayan insanları ele alır. Hoca-öğrenci aşkı burada da öne çıkar. Ama tüm aşklar sonunda dünyanın ışıltılarına yenilir. Tam da buralarda hangi coğrafyada olursa olsun kadın olmanın acıları işlenir. Kadınlar her yerde terk edilir ve acılarla baş başa bırakılır. Gelmeyeceğini bile bile kendisini terk eden erkelerini bekleyen kadınların dramlarını sıklıkla işler.

Diğer öykülerde de sıcak insani ilişkileri, aile ortamını ve bunu bozan olumsuzlukları gündeme getirir. Anlayışsız babalar, baskıcı, otoriter devlet bu aile ortamını yok eder. Modernizm yine insaniliği öldüren bir mekanizma olarak ortaya çıkar. Şehirleşme, doğaya uygun olmayan yaşam insanı fıtratından uzaklaştırmaktadır. Özellikle kendi sıcaklığı, samimiyeti, güzelliği içinde akıp giden kasaba hayatı, devletin müdahalesi ile kesilir ve tutuklamalarla birlikte her şey dağılır.

Şahin bu kitapta Başbağlar katliamı, Güneydoğu’daki terör olayları, Filistin sorunu gibi yakın / gündelik siyasi olayları da anlatır. Bu öyküler de insan odaklıdır ve hüzün, acıya yaslanır. “Rachel’in Gerçekleşen Rüyası”nda, Filistin’de öldürülen barış eylemcisi Rachel’in öldürülüşü hikâye edilir.

Savrulan, Selvigül Kandoğmuş Şahin öykücülüğünde önemli bir sıçrama olur.

Yol Durumu / Kâmil Yeşil

Kâmil Yeşil’in öyküleri iki ana tema üzerinde ilerler. İlki İslami / hikmet öyküleri diğeri ise daha çok insanlık hâllerini anlatan karakter odaklı öykülerdir. Yeşil çok net bir şekilde mesaja yaslı öyküler yazar. Güncel İslami sorunları öyküsünde tartışır. Öncelikle anlatıcı kendine eleştirel, muhalif bir konum belirler sonra güncel, tarihsel konuları, olayları aynı/benzer bakış açısından hikâye eder. Din, cinsellik, otorite gibi konuları kurgusal bir olayla örnekler. Bu arada olayla / konuyla ilgili düşüncelerini belirtir. Olayla ilgili hikâye anlatılırken de anlatıcı nesnel değil, yönlendirici hatta yargılar belirten bir üst dil sahibidir. Konunun haklılığını ispat için belgeler, düşünceler ileri sürer. Bu anlamda onun öyküleri güncele, gazete/televizyon haberlerine, sokağın gündemine sıkı sıkıya bağlıdır.

Biçimsel anlamda ise onun öykülerinde Esendal’dan Sait Faik’e, Mustafa Kutlu’dan postmodern imkânlara çeşitli etkileri belirlemek mümkündür. Çoğunlukla bir mesaj gözettiği için öykülerinde deneme dili baskındır. Hatta pek çok öyküsü kurgusallıktan çok bir düşüncenin ifadesi biçiminde dışlaşır.

Kâmil Yeşil kendisiyle yapılan bir söyleşide “Ben menkıbelerle örülü geçmişimizi daha saf, daha gerçekçi ve insani buluyorum. Ve bunu modern projelere tercih ediyorum. Varlık trajedisini çözen yegâne kaynağımız tasavvuftur. Bu bakış açısının, beni kendi kuşağımdan ayırdığını düşünüyorum.” der. Yol Durumu’nda merkezde tümüyle tasavvuf teması yer alır. Tarikat, efendi, keramet, menkıbe sembolleri etrafında karakterlerin tasavvuf yolculuğu işlenir. Tüccar olmak, gazeteci olmak, yazar olmak, siyasetçi olmak, akademisyen, televizyoncu olmak isteyen insanlar bir şekilde dışlanırlar ve bu dünyalarda yer alamazlar. Onlar da, evliya olmak, ermiş olmak isterler. İronik bir dille tasavvuf insanların son durağı olarak öykülerde yer bulur.

Yıllardır Bir Ev / Yılmaz Yılmaz

Yılmaz Yılmaz, Yıllardır Bir Ev adlı yeni öykü kitabında sadelikte derinliğin peşine düşer. Onun öykülerinde olağanüstü şeyler olmaz. Küçük bir diyalog, bir ânın tespitidir yapılan. Öyküler, sıcak, içten, inandırıcı bir atmosferde var olurlar. İnsanımızı yaşatan iç dinamikleri, hayat karşısında aldığı tavrı öyküleriyle ortaya koyar. Öykülerinde hiçbir olağanüstülük yoktur. Her gün çevremizde görebileceğimiz sıradan olaylar, sıradan insanlardır anlatılan.

Yılmaz Yılmaz karakter odaklı öyküler kaleme alır. Hayat merkezdedir. Hayatın içinden bir karakter seçer ve onun yaşadığı hayatı detaylarıyla ele alır ve karakter ile hayat iç içe önümüzde, bu birliktelik sayfa sayfa açılır. Bir müşkül anında geliştirilen bir insani tavır öykü olarak ortaya çıkar. Fanilik duygusu, kuşak çatışması, inanç öykülerin temel vurguları olur. Öykülerde özellikle ölümle karşı karşıya gelen insanların ölüm algısını nasıl aştıkları örneklenir. İnsanların fanilik gerçeğini, ölüm karşısındaki çaresizliklerini, sabırla, metanetle ve inançla karşılayışını hikâye eder. Huzurun, inanmışlığın verdiği teslimiyeti karakterler üzerinden aktarır.

Seyir Balkonu / Fatma Rânâ Çerçi

Fatma Rânâ Çerçi Seyir Balkonu’nda, gözleri daha çok çocuk dünyasına odaklanmış öykülere imza attı. Çocuğun masumiyeti, saflığı ve çoğunlukla muzipliğiyle büyüklerin dünyasını deşifre eden bir tutum içerisinde oldu.

Yalnız, yenik, terk edilmiş kızlar, çocuklar hayata tutunacak bir tutamak ararlar. Hep kıstırılmış yenik, içine kapanık anlatıcı dışarıdan gelecek bir kurtarıcı, bir sevgili bekler. Gelmiş gibi olan sevgili yeniden yok olacaktır. Bu bekleyen genelde bir yazar, genç bir kız olmaktadır. Yangından kelimeler kurtarıp öykü yazacaktır. Ama onun okumuşluğu, yazmışlığı çevrece hep olumsuzlanır. Hatta aldığı kitaplar eleştirilir. Çünkü bu kız öykü yazacağım diye bütün hayatını mahvetmiştir.

Özellikle hafif kaçık ama hep doğruları söyleyen küçük çocukların iç seslerini aktarır. Bu çocuk aslında deli deli konuşmasına rağmen bir anlamda yaşanan saçmalıklara işaret ederken büyüklerin dünyasına dil çıkarır. Ne var ki bu çocuklar hem yoksulluğun hem de büyüklerin anlayışsızlığının pençesindedir. Büyükler tarafından sürekli horlanır, dışlanır ve zulüm görürler.

Fatma Rânâ Çerçi, dili, kurgusu belli bir düzeyin altına hiç inmeyen, birbirine çok benzeyen duyarlıkları öyküleştirdi: “El ayak çözeyim. Çünkü dolaşıyor. Çene sıkılayım. Çünkü gevşiyor. Can gevşeteyim. Çünkü sıkılıyor.”

Günler Ne Kadar Kısaldı / İsmail Özen

2013’ün sürpriz kitaplarından biri hiç kuşkusuz İsmail Özen’in Günler Ne Kadar Kısaldı kitabıydı. Kitapta neredeyse, aksayan, eksik, bu olmamış diyebileceğiniz hiçbir öykü yok. İyiden iyiye öykücülüğü oturmuş bir yazarın elinden çıkma usta işi öyküler bunlar. Öykü olmanın tüm gereklerini yerine getiriyorlar. İlk öykülerdeki çocukluk ve kasaba odaklı öyküler özellikle etkileyici. Kasabadaki insanlık hâlleri, yoksul, acı ve yitirilmişlikler, dokunsan ağlayacak kahırlı insanlar incelikle anlatılır. Kahvede bir filme ağlayan çocuklar, artistlere âşık kasaba bıçkınları, harbi delikanlı kavgaları, hayatını kahvede tüketen insanlar… Ve kıyıya vurmuşlar… İsmail Özen son öykülerindeki fantastik yaklaşımlarında da başarılı. Borges göndermeleri de keyifli.

Sonuçta bir öykü kitabı okuyup bitirdiğinizde geride unutulmaz üç beş karakter, birkaç unutulmaz fotoğraf bırakabilmişse okunduğuna değmiş ve başarılı bir kitaptır. Günler Ne Kadar Kısaldı bunu fazlasıyla başarıyor.

Meleğin Gölgesi / Mustafa Başpınar

Mustafa Başpınar’da her şeyi sadece yalın bir şekilde anlatmak isteyen bir tutum görülür. Hikâyelerde daha çok aile ortamını anlatan çocuğun gözünden, anne, baba sevgisi öne çıkar. Yer yer Mustafa Kutlu’nun etkisi görülür. Ancak Kutlu’nun ilk dönem değil, son dönem öykü anlayışına yakındır. Güvercinler, çınarlar, huzurlu evler, mutmain kalpler… Öykülerin çoğunda, yoksul ama sıcak bir aile yuvasının anne-baba-çocuk arasındaki duygusal ilişkilerini anlatır. Yahya Bey’in kitap sevgisi, anne çocuk ilişkisi, çocuk sevgisi ve modern hayatta kıstırılmışlık / yoksulluk, eve alınan televizyonu çocuğun düşürmesine rağmen annesinin kızmaması, istasyonda boyacı çocuk, ablasına üzülen çocuk, genç kızların aile içindeki sıkışmışlığı, çocuğun gözünden lunapark sevgisi, bayram namazı, işsiz delikanlı, Allah’a derdini anlatabilen genç, anne acısı yaşayan çocuk onun öykülerinin temaları, konuları olur.

Kefendeki Misket /Yunus Emre Özsaray

Yunus Emre Özsaray’ın Kefendeki Misket yılın dikkate değer kitaplarından biriydi. Kitap sadelik ve içtenlikle aktaracağı bir mesele etrafında döner. Ağırlıklı olarak Tahir karakteri üzerinden, çocukluk, çevre, yaşanan atmosfer zaman zaman kısa kısa anekdotlarla seriyal bir düzlemde aktarılır. Öyküler Tahir’i merkez alarak, genişler, çoğalır, zenginleşir. Dolayısıyla kitap birbirine bağlı öykülerden oluşuyor. Kitap bütünlüğü içerisinde Tahir’in hayatta nasıl kendi olarak kalamadığı, çevrenin, şartların onu nasıl değiştirdiği örneklenir. İnsanın bir anlamda masumiyetini koruyamadığı, misketten kirlenmeye doğru evrildiği küçük küçük olaylarla hikâye edilir. Tahir eğer temiz demekse insanın hayatta temiz kalmasının çok da kolay olmadığı anlatılır. Bu anlamda kitap temiz, saf, pak olarak doğan birinin kirlenme serüveni aynı zamanda. Diğer yandan öykülerde direkt olarak verilmese de tasavvufi göndermelerin varlığı da söylenebilir.

Çocukluğun saf, temiz dünyası gündeme getirilirken, köpeğin ölümü, Nuri’nin boğulması içe işleyen hikâyeler olarak öne çıkar. Daha sonra kahramanımız iş bulmak için sanayi çıraklığına başlayacaktır. Orda ise sadece yoksulluk ve aşağılanma vardır. Seriyal öykülerde kahraman bir anda gerçek ya da yaratılmış bir sorunla karşı karşıya kalır. Kendini kaybetmiş bir hâlde sokağa fırlar. Her durumda bir karmaşa ve kaosun içinde bulur kendini. Bir manzarada bir başka ruh durumunda âlemlerden âlemlere geçer. Sonuç olarak insan her durumda hep kıstırılmışlık hâli yaşar.

Kırmızının Çağrısı / Zeynep Hicret

Zeynep Hicret öykülerinde acılı, yalnız, yenilmiş bir dünyadan seslenir. Hayatın hemen kıyısında, insanlara, hayata ilişkin tüm inancını kaybetmiş yazar / anlatıcı tam bir iç döküşle hayatla, çağla, toplumla yüzleşir. İnsanlardan, kalabalıklardan kaçan insanlar sığınabilecekleri, yalnız kalabilecekleri bir mekân ararlar. Onun öykülerinde insan yalnızlığının yansımaları aktarılır. Etraftaki her şey bu yalnızlığı simgeler, büyütür, derinleştirir. Ağırlıklı olarak yalnız, içine kapanık, yenilmiş insanların dünyasını anlatır. Yollar hep intihar kapısına çıkmaktadır. Pek çok öyküde de günümüzün modernlik algısı, hayatı yaşanmaz kılan gündelik uğraşılar eleştirilir. Kopan kadın-erkek ilişkilerini, hayatta ve aşkta sıkışmış bireylerin yaralı bekleyişlerini işler.

Çevreyle tüm bağlarını koparmış, iletişimsiz, yenik, yalnız tiplere eğilir. Tüm hayatı kedere hapsolmuş, hayat deneyiminde yenilmiş öykü kişileri, yenilgilerinin izleri ve yaralarıyla geçmişlerine, kaybedilmiş güzelliklere bakarlar. Bazen evlilik mağdurudur, bazen acımasız bir babanın mağduru. Kahramanların tümü kalabalıkların yürüyüşüne bir türlü ayak uyduramamıştır. Bir kıstırılmışlığı, bir çıkışsızlığı yaşayan kahramanlar; güçsüz, çaresiz ve yeniktir. Tam bir yaşama acemisi olan öykü kişilerinin hayatı anlamlandırma çabaları, yalnızlık ve acı etrafında döner.

Zeynep Hicret öykülerinde, absürd, mizah, ironi ile iç içe toplumda yaşanan olumsuzlukların insanı nasıl hastalıklı seçimlere sürüklediğini örnekler. “Patlıcan Oturtma”da, sürü psikolojisi, menfaat ve ortak duygular, ucuz patlıcan satışında gün yüzüne çıkarılır. Diyaloğa yaslı rahat anlatım, gücünü ironiden alır. “Antikacılar Çarşısı”nda, yine ironik bir anlatımla, geçmiş, antika, klasik kavramları etrafında öykü kurgulanır. “Kırmızının Çağrısı”nda, yok oluşa doğru sürüklenen insan ve semt iç içe bir örtüşmüşlükle anlatılır. “Ağaçtaki Adam”da, toplumdan, aile ilişkilerinden, gündelik hayattan kaçıp kurtulacağı bir sığınak arayıp bunun da bir ağaç olduğuna inanan kahramanın sıkışmışlığı işlenir. “Kar Yağıyor”da, özellikle bir semtin kaderiyle insanın kaderinin örtüşmesi hikâye edilir. “Kumarbazın Kızı”nda hayatı çekilmez kılan kumarbaz bir babadır. “Yağmurlar Yüzünden” mutsuz evlilik yağmur metaforu üzerinden aktarılır.

Yağmur Gölgesi / Senem Dere

Ayrılıkların, kopmaların, inceliklerin öyküsünü yazıyor Senem Dere. Özellikle ilk öyküsü “Göl Ninnileri” oldukça usta işi bir öykü. Eğer parçalı, etkisi dağıtılan bir yapıda olmasaydı çok daha güzel olurdu. Ama bütün bunlar teknik bir seçim ve bu hâliyle de iç yakıcı bir öykü.

Öykülere etkileyici giriyor Dere. Tıpkı “Sökülen” öyküsünde olduğu gibi: “Bütün o bozkırları, dağları, ovaları geçtikten sonra, tuhaf bir hayvan gibi içine kapanmış kasabayla karşılaşmak, zamanın hiç geçmediği hissini uyandırıyordu.” Öyküde, babasını, kardeşini kaybeden kahramanın hayatla yüzleşmesi çarpıcı bir dille anlatılır. Daha çok kaybetmişlerin dünyasını anlatmayı seçiyor yazar: “Annemse gittikçe kuruyordu. Hani kitapların arasına konulan çiçekler gibi, dokunsan dağılıverecekti.” “Yağmur Gölgesi”nde yine bir kaybetmiş olan hayat kadınının savruluşu anlatılır.

Dış Balkon İç Ses / Aslı Solakoğlu

Aslı Solakoğlu, yaşanan acıları, yıkımları, büyük olaylarla değil, küçük fotoğraflarla, imalarla, çağrışımlara yaslı anekdotlarla anlatıyor. Yoğun, sıkı örgü ile öyküsünü kuruyor. Dili iyi kullanıyor, insanlık hâllerini öykünün gerektirdiği tek etki kuralı çerçevesinde örüyor. Sonunda bir atmosfer öyküsü kuruyor acıyı tam da bunun ortasına yerleştiriyor.

“Şimdinin Balkonu”nda “şimdi” kavramanın peşinden giden kahramanın, çürüyen eşyayla birlikte kendisinin de yok oluşa doğru sürüklenişi bir atmosfer anlatısıyla aktarılır: “Merak ediyor, acaba kabloların karmaşıklığında, elektrik bileşenlerinde, güç kaynağının derin yatağında ya da komutların, hesapların gidip kaybolduğu veri yollarında sıkışıp kalmış bir şimdi var mıdır hâlâ?” Balkonda hayatla yüzleşen kadın kendine yetişemez: “Ne kadar uzansa da yetişemiyor, uzanıp dokunamıyor kendisine. Kayıp gidiyor şimdinin içinde kadın. Kadın ve eşyalar. Balkon ve kadın. Eşyalar ve balkon. Gidiyorlar.”

 “Gölge: Ya Bu, Ya Tuz, Ya Hiç!” yine etkili, şiirsel bir dille, kendini bir su kuşu olarak hayal eden kahramanın içli yolculuğunu anlatıyor. Öykülerde Doğu’nun, orada yaşanan acıların insanda açtığı yaraları ele alıyor, devlet karşısında güçsüz insanın çaresizliğini aktarıyor. Cumartesi Anneleri’nin kayıplarına bakıyor, insanları birbirine yaklaştıran acı ortaklığına perde aralıyor.

Dış Balkon İç Ses, yılın en iyi kitaplarından biri.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !