Necip Tosun

7/11/2008 - FÜRUZAN ÖYKÜCÜLÜĞÜ

Kategori: yazilar


 

 

 

          Üstün gözlem gücü, ayrıntı zenginliği ve abartısız duygu aktarımı ile Türk öykücülüğünde seçkinleşen Füruzan’ın ilk öyküsü 1956’da Seçilmiş Hikâyeler’de yayımlanır. 1956-1957 yılları arasındaki bir dizi öyküden sonra 1968’e kadar öyküye ara verir (Füruzan bu dönem öykülerini “bakış açısı olmayan edebiyat denemeleri” olarak anacaktır).  Ardından Yeni Dergi ve Papirüs dergilerinde nitelikli, ses getiren öyküler yazar. 1970’ler ise onun Türk öykücülüğüne damgasını vurduğu yıllar olur. İlk kitabı Parasız Yatılı (1971), genelde ilk kitapların kaderinin tersine ilgi görürken Sait Faik Öykü Ödülü’nü de kazanır. Bu dönemde Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973) yayımlanır. Kitaplar eleştirmenlerce övgü ve coşkuyla karşılanır, “durağanlaşan öykücülüğümüze yeni bir dinamizm” kazandırdığı yorumu yapılır. Ancak Füruzan oldukça parlak ve güçlü başladığı öyküde ısrar etmez, pek çok öykücü gibi o da başka türlere yönelir ve öyküye uzun aralar verir. Son kitabından dokuz yıl sonra Gecenin Öteki Yüzü (1982), bu kitaptan on yedi yıl sonra da Sevda Dolu Bir Yaz (1999) yayımlanır. Kuşatma’daki “Gül Mevsimidir” öyküsü bağımsız bir kitap olarak 1985’de ayrıca basılır.

          Bu altı kitaplık birikime bakıldığında, onun öykülerini tanımlayan üç özellik öne çıkar: İnsani sıcaklık, dönemsel tanıklık/değişim ve yoksul ailelerin  varolma serüveni. İnsani sıcaklık onun bütün bir öykü serüvenine sinmiştir. Olaylara, durumlara, öfkeyle değil, içtenlikle, iyimser bir bakış açısıyla yaklaşır; sevgiyi öyküsünün öznesi yapar. Kahramanlarına sevecenlikle yaklaşır; onları, var eden toplumsal koşullar, kişilik özellikleri ve birikimleri çerçevesinde ele alır. Bu tipleri şaşırtıcı bir gerçeklikle ve içe işleyen bir derinlikle çizer; yalın, inandırıcı ve abartısız. İnsanı iyiliğe ve kötülüğe götüren nedenleri ustalıkla sergiler. Gerçekleri ucuzca tüketmeden ve bayağılaştırmadan estetize ederek sanat katına yükseltir. Bu yüzden, sahiplenimi kolay, inandırıcı, kuşatıcı bir öykü dünyası kurar.

          Füruzan’ın öykülerinde vurgulanması gereken diğer bir önemli özellik de değişim/dönüşüm sorunsalıdır. Pek çok öyküsünde ülkede yaşanan değişimin toplumsal ve özellikle bireysel düzlemdeki etkisini irdeler, değişimin nelere malolduğuna ve neler kaybettiğimize dikkat çeker. Bu nedenle zamanı, geçmişi, bir olay, bir duygu ile somutlaştırarak ölümsüzleştirmeye çalışır. Değişime biraz da duygu belleğinin yitimi olarak baktığı için yaşanmışlıkların unutulup gitmesine direnç gösterir. Çünkü ona göre zaman, geçip giden bir şey değildir. Bu yüzden geçmişe ait bir sese, bir bakışa, kelimelerin gücüyle hayat vermeye, bu güne taşıyarak kalıcı kılmaya çalışır.

         Aile neredeyse öyküsünün merkezidir. Aile kurumunun eksilerini de artılarını da serinkanlılıkla işler. Dağılan aileye eğilirken, bir taraftan da dünyanın haksızlıklar ve anlayışsızlıklarla çevrili olduğu düşüncesini öne çıkarır. Örneğin anneyle küçük kız, hayatın karmaşasında, acımasızlığında bir başına kalırlar. Ailede sürekli bir baba eksikliği hissedilir. Anne ise hayata açılan tek kapıdır. Kaybedilmiş bir hayattan geriye dönülür, daralan dünyalar açık edilir. Özellikle yoksulluğun aile bireylerini mutsuzluğa götürdüğü vurgulanır. Acıların kaynağı bellidir: sevgisizlik, yoksulluk.

          Füruzan, öykülerinde kadın duyarlığının incelmiş, rafineleşmiş örneklerini verir. Ne kaba bir erkek eleştirisi ne de kadın yüceltmesi yapar. Tümüyle kadın sorunlarını anlatmasına karşın nesnelliğini korumayı başarır. Peşin kabullerle bir tarafı mahkum etme peşinde değildir. Kadın erkek ilişkilerini özgün biçimde gözlemler. Cinsel sömürüyü işler, cinsel özgürlüğün kadın erkek ilişkilerini çözen temel bir anahtar olamayacağını ortaya koyar.

 

         Öykü Serüveni

         Parasız Yatılı (1971), Füruzan’ın bütün bir öykü serüveninde izleyeceği ana damarı yansıttığı için önemlidir. Küçük kızların hayat karşısındaki yenilgileri, anne-kız arasındaki ilişkiler, yoksulluk, geçmişe özlem bu öykülerde ana izleklerdir. Füruzan daha sonraki öykülerinde bu konuları derinleştirecek, yeni pencereler açacaktır. (1971’de Bilgi Yayınevi’nden çıkan Parasız Yatılı’nın arka kapağındaki şu cümleler Füruzan öykücülüğünün kimi biyografik ipuçlarını verir: Füruzan İstanbul’da doğdu. İlkokula başladığı yıl babası öldü. Hiçbir ekonomik güvenliği olmayan aile (bir anne, bir kız), uzun süre sıkıntılı, dayanaksız yaşadı; eğitimini sürdüremedi.) Parasız Yatılı bir ilk kitap olmasına karşın acemiliklerden arınmış bir düzeyi yansıtırken, aynı zamanda seçkin bir öykücünün habercisidir de.

         Kuşatma’da (1972), ağırlıklı olarak fahişelik/hayat kadınlığı olgusunu işler. Kitaptaki üç öyküde, hayat kadınlarının da sevebileceği vurgulanır. Kitaba adını veren öyküde, on dört yaşında, yoksul ve korumasız bir genç kız olan Nazan’ın tacize uğraması anlatılır. Öyküde yaşlı erkeklerin genç kıza cinsel bir meta olarak bakmaları eleştirilir. Öykü, genç kızın düşleri ve bunu karşılayamayan yoksul aile sorunsalı üzerine oturtulur. “Ah Güzel İstanbul” öyküsünde, geneleve düşen kadınların buraya sürükleniş nedenlerini, düşlerini, hayat karşısındaki tutumlarını hikâye eder. Uzun yol şoförü Sarı Kâmil, genelev kadını Cevahir’e âşık olur ve oradan çıkararak ona bir ev açar. Ama bir gün eve gelişi uzar. Bunun üzerine Cevahir intihar eder. “Kırlangıç Balıkları” öyküsü de ekonomik zorlukların kadını bedenini satmaya zorladığı gerçeğinden hareket eder. Kocasından ayrılıp çocuğuyla bir başına kalan kadın, çalışmasına karşın geçimini temin edemez, vücudunu satmaya başlar.

         Benim Sinemalarım (1973), Füruzan’ın öykücülüğünü sağlam temellere oturttuğu bir çalışmasıdır.  Dilde rahatlamış, pürüzlerden arınmıştır. İlk öyküde, kötü yola düşen kadınların bu yola niçin düştüklerini irdeler. Sinema tutkunu, önüne geçilemez hayaller sahibi genç kız, yoksul bir hayat sürmektedir. Kız, çıraklık yaptığı için şehrin varlıklı insanlarının hayatlarına daha yakından tanık olmaktadır. Bu ise onun hayallerini, arzularını büsbütün büyütür. Ama ne kazandığı para ne de ailesi onun bu hayallerini karşılayacak durumda değildir. Evde de sürekli baba dayağı yemektedir. O da hayallerine kolay yoldan ulaşmaya çalışır; fuhşa sürüklenir. Oysa fuhuş isteyerek yaptığı bir şey değildir, aslında pırıl pırıl bir kalbi vardır, bir delikanlıya da âşıktır. “Temizlik Kolu”nda yoksul bir göçmen ailesinin hayatta kalma mücadelesi anlatılır. Yoksulluğun küçük kız üzerindeki etkisi öne çıkarılır. Aile küçük kıza yeni bir önlük alamaz. Kız paltosuzluğun, ayakkabısızlığın kısaca yoksulluğun ezikliğini yaşar.

         Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973, 1985), onun romana göz kırptığı bir çalışmasıdır. İstiklal Savaşı’nda sözlüsü Rüştü Şahin’i kaybeden konak kızı Mesaadet, yeni bir evlilik yapsa ve upuzun bir hayat sürse de ilk gençlik aşkını asla unutamaz. Aklı hep onda kalmıştır. Yaşlanmış kahraman, yılların tozunu alarak geçmişe döner ve tüm hikâyeyi anlatır. Konak yaşamının değişim karşısındaki savruluşu dikkat çekici ayrıntılarla verilir.

         Gecenin Öteki Yüzü’nde (1982), çıtayı iyice yükseltir. Kitap oldukça nitelikli öykülerden oluşur. Tema olarak aynı damardan akmayı sürdürür. “Çocuk” ve “Gecenin Öteki Yüzü” kitabın en başarılı öyküleridir. “Çocuk” öyküsünde, anne ve çocuk hayatta baş başa kalmışlardır. Kendi hayatını yaşayan anne, bir başka erkekle hem de çocuğunun gözleri önünde ilişkiye girmektedir. Çocuğu sürekli döver, aşağılar. Annesi eve ikinci bir erkek alınca, ilk adam çocuğa annesinin bir “orospu” olduğunu söyler. Bütün bunlar çocukta onulmaz yaralar açar. Sonunda anne ve çocuk yeniden baş başa kalırlar. Anne hayatta sıkışmışlığının, bir yol, kapı bulamamışlığının hıncını çocuktan alır, onu sürekli aşağılar. Çocuğu, yaşadığı kötü hayatın sorumlusu kabul eder ve hep ayak bağı olarak görür. Ama işin yaralayıcı yanı, hayattaki tek  sevdiği şey de çocuğudur. “Gecenin Öteki Yüzü”nde, yine bir şekilde çocuğuyla bir başına kalmış kadının hayat mücadelesi anlatılır.

         Gecenin Öteki Yüzü’nden on yedi yıl sonra yayınlanan Sevda Dolu Bir Yaz (1999) ise hiç kuşkusuz Füruzan öykücülüğünün zirvesidir. Kitapta Füruzan tüm ustalığını, birikimini sergilemiş, üst bir anlatı yakalamıştır. Tematik bir bütünlükle oluşturulan kitap onun tartışmasız başyapıtıdır. Sevda Dolu Bir Yaz geçip gitmiş güzelliklere yazılmış dokunaklı bir ağıt gibidir. Bir anlamda kentin (İstanbul) ruh değiştirmesine tanıklıktır. İnsanların bu ruh değişimindeki yıkılmışlığını, şaşkınlığını mekanlarla özdeşlik kurarak anlatır. “Yeni” olumsuzlanırken, “geçmiş” yüceltilir. İlk öyküde, bir evde köşkün küçük kızı olarak büyüyen genç kız, sonunda, babasının gerçek babası olmadığını (annesini hiç görmemiştir) öğrenir. Köşkün gerçek sahipleri onu “yetiştirme” olarak almışlardır. Genç kız evlenip köşkten ayrılır. Bir çocuğu olur ama kocasını kaybeder. Bütün bunları bebeğine anlatmaktadır. Sonunda köşk de kapanır. Anne ve çocuk hayatta yeniden baş başa kalırlar.

        “Birinci Yaz Şarkıları”nda babası uzun yolculuklara çıktığında, evlerine gelen teyzesi ile annesi ve diğer akrabalar arasındaki ilişkileri, sevgi ve dostluğu, o dönemin inceliklerini, anlayışını gözleyen bir çocuğun izlenimleri anlatılır. “İkinci Yaz Şarkıları” bir önceki öykünün devamıdır. Çocuk büyümüş, ünlü, zengin bir avukat olmuştur. Bu süreçte babasını kaybetmiştir. Annesi ise hayata küsmüş, sadece geçmişiyle yaşamaktadır. Kız (anlatıcı) bu geniş ailenin serüvenini bir bir anlatır.

 

        Temalar; çocukluk, anne, yalnızlık, acı, iletişimsizlik, değişim…

        Füruzan’ın öykülerinde çocuk ve anne motifi önemli bir yer tutar. Çocukluk ilk öykülerde daha baskındır. Kahramanlar/tipler sürekli çocukluğa döner, geçmişle hesaplaşır, yüzleşirler. Anlatıcı, o günleri “buradan” anlamlandırmaya çalışır. Orada ille de mutluluk olmasına gerek yoktur. İster acı, ister mutluluk olsun, o bir başlangıç, kalkış noktasıdır. Kahramanlar çocukluklarında anlamlandıramadıkları olayları “buradan” çözmeye çalışırlar. Çocukluk onda durağan değil, yaşayan, fonksiyonel bir durumdur. Orada yaşanan mutlulukları bugün yakalamaya çalışırken, yaşanan acıların izdüşümü bugünlere yansır, bugünlerde sürer.

        Öykülerde küçük bir kız, (bazen genç bir kız), yıllar sonra geçmişe, o eski günlere dönüp, çevreye, aileye, sokağa ve insan ilişkilerine bakar. Onun bu devşirdiklerinden kimsenin haberi yoktur. Herkes kendi hayatını yaşar. Çocuk o hayatta kendisini arar, bir yer bulmaya çalışır. Yıllar sonra bir anlatıcı olarak o dönemi özlemle anar. İnsanlara, dünyaya, sürekli çocukların penceresinden, onların saf duygularından, özlemlerinden, düşlerinden baktığı için büyüklerin yaşadığı olumsuzluklar, karabasanlar, kaos daha da belirginleşir. Aslında o çocuğun gözünden büyüklere neler kaybettiklerini hatırlatır. Büyüklerin dünyasında fark edilmeyen çocuk acılarını kurgular. Büyükler kendi hayatlarını yaşarken, seçimleriyle çocuklarının geleceklerini, etkilediklerini hatta belirlediklerini akıllarına bile getirmezler. Parasız Yatılı’daki “Sabah Eskimişliğin”, “Özgürlük Atları”, “Taşralı” öykülerinde küçük/genç kızların gözünden katlanılamaz olan hayat ve kızların düşleri, “Piyano Çalabilmek”te küçük-kız anne ilişkileri, “Yaz Geldi” de yoksul çocukların birleşen kaderleri, kitabın son öyküsü “Haraç”ta küçük yaşlarda bir konağa verilen çocuğun, yıllar sonra konak yaşamına bakışı anlatılır.

         Bir yandan toplumsal baskı, diğer yandan yoksulluk genç kızların dünyalarının gittikçe daralması sonucunu doğurur. Çıkışsız bireyler, hayallerini bir türlü gerçekleştiremezler. Soluk alabilecekleri yerler sinemalar ve sokaklardır. İstemeseler de fuhşa sürüklenirler. Buralarda genç kızların dünyasından habersiz, geleceklerini kendi anlayışlarına göre kurgulayan büyüklere eleştiriler getirilir. Kuşatma’daki “Tokat Bağ İçinde” öyküsünde, toplum ve aile kıskacındaki genç kızların, okumak, yükselmek, var olmak için taşradan ayrılmaları anlatılır. Pek çok öyküde ise bu genç kızlar çıkış yolu olarak bedenlerini satmakta bulurlar.

        Onun öykülerindeki önemli tiplerden biri de annelerdir. Kocasız kalmış anne, küçük kızıyla hayata tutunmaya çalışır. Bir yandan kendi hayatı, tutkuları, bir yandan da çocuğa karşı sorumlulukları arasında sıkışır. “İskele Parklarında” öyküsünde, iş kazasında kocasını kaybeden kadın, küçük kızıyla hayata tutunmaya çalışır. Çocuğu kendine ayak bağı olarak görür. Nasıl iş bulurum, nasıl geçinirim kaygısındadır. Annenin hasta bakıcı olarak işe girişi, çocuğun çocukluktan uzak bir hayat sürüşü, çocuğun ilkokul sonrası parasız yatılı sınavına girişi, annenin ve çocuğun düşleri... Gecenin Öteki Yüzü’ndeki “Çocuk” öyküsünde, kendi hayatını yaşayan anne, bir başka erkekle hem de çocuğunun gözleri önünde ilişkiye girer. Kitaba adını veren “Parasız Yatılı” öyküsünde, yine kocası ölmüş, küçük kızıyla bir başına kalmış kadının hayata tutunma çabaları anlatılır.

         Kadın sorunları onun öykülerinde ağırlıklı olarak yer alır. Kadın mutsuzluğunun arka planını, geleneksel kadın algısındaki yanlışları gündeme getirir. Parasız Yatılı’daki “Nehir”de, yanlış evlilik yapan  mutsuz, sessiz kadınların evliliğe katlanışları anlatılır. Erkek egemen dünyada, mutsuz evlilik yapan, istemediği erkekle evlendirilen kadınlar hüzünlü bir yaşam sürerler. Bunları yoksul, küçük bir kızın bakış açısından, yorumundan dinleriz. Olumsuz erkek tipi öne çıkarılır. Kadınlar bile bazen geleneksel erkek anlayışını onaylar: Kadın kadınlığını yapmazsa erkek kadınını bulur.

       Kimi öykülerinde de Balkan göçmenlerini gündeme getirir. “Temizlik Kolu”, “Su Ustası Miraç”, “Edirne’nin Köprüleri” bunlardan bazılarıdır. “Edirne’nin Köprüleri”nde, topraklarından kopup Edirne’ye gelen, Balkan göçmenlerinin bir yandan ülkede tutunma çabaları, iş arama, varolma gayretleri anlatılırken diğer yandan da eski yurtlarına özlemleri vurgulanır.

 

      Abartısız duygu aktarımı

       Füruzan, öykülerini iç burkan acılara yaslar. Ama bunu sulusepken bayağılıkla değil, içe işleyen bir doğallıkla, estetik bir tavırla, bir mimikle, bir davranış ya da diyalogla dışlaştırır. Öykü boyunca haklı kahramanlarının acısını okura geçirir, onları sarıp sarmalar. Ancak, en yaralayıcı durumlarda bile okurdan gözyaşı beklemez, soğukkanlılığını korur ve normal bir insani durum olarak duygu aktarımında bulunur. Okura “acı, yaralayıcı, evet, ama sonuçta hayat işte bu,” dedirtmeye çalışır. Hayatta var olan gerçekleri abartmadan, estetik bir yaklaşımla aktarır. Füruzan öykücülüğünün en başarılı yanı budur.

            Pek çok örneğini gördüğümüz gibi yazarın anlattığı konu ile içselleşerek duyguları abartması onu melodramın sınırlarına yaklaştırır. Oysa yazarın ne kadar içten olduğunu yansıtmak için duygulara abartıyla yaklaşması eserin paylaşımını azaltır. Duygulara abanılarak belki kestirmeden gidilebilir ama bu yol kolaycılıktır. Aslolan kelimelerin gücünden hareketle o duyguları verecek anlamı sezdirmek, anlatmaktır. Başarılı yazarların bunu bir tavırla, ses tonuyla, çarpıcı bir diyalogla yaptığını görürüz. Bu tür bir yaklaşım da etkiyi daha da derinleştirmekte ve vurucu kılmaktadır. Eğer duygu yoğun anlar, peşinde koşulan izlekler, estetik bir bütünlük içinde, soyutlanarak,  simgeleştirilerek verilirse paylaşım ve vuruculuk artmaktadır. Böylece biz bir tavırdan, bir eylemden kahramanın ruh halini çıkarabiliriz. Anton Çehov bu konuyu çok iyi izah eder: “Öyküleriniz için ağlayıp sızlayabilir, kahramanlarınızla birlikte acı çekebilirsiniz, ama kanımca insan bunu, okuyucunun ayrımına varamayacağı bir biçimde yapmalıdır. Etki ne denli nesnel olursa, o denli güçlü olur. (…) İnsanların çok büyük çoğunluğu sinirlidir, çoğu acı çeker, küçük bir bölüğü de keskin acı çeker; insanların -sokaklarda, evlerde- üstlerini başlarını yırttıklarını, saçlarını başlarını yolduklarını gördünüz mü hiç? Acı, yaşamda dile getirildiği gibi dile getirilmelidir, yani kollarla bacaklarla değil, sesin tonu ve anlatımla, el kol devinimleriyle değil, incelikle.”

       Füruzan insanların dokunaklı hikâyelerini anlatır. Ama bu hüznü, yenilmişliği, abartılı bir duygusallıkla değil, hikâyenin bütününe yayılmış bir “atmosfer”le, tasvir ve eylemlerle verir. Hüzünlü ve dokunaklı hayat, durum, âdeta hikâyenin dokusuna nakşedilir. Açıkça dile getirilmese bile biz bu hüznü pek çok yerde derinden hissederiz. Bu yaklaşımla öykü, gündelik yaşamın akışı içinde yitip gidecek olan ayrıntıları, işaretleri alır; anlam alanı geniş, çağrışımı, çoğaltımı zengin bir alana ulaştırır. Böylece hem güncelden kaynaklanan zaaflar giderilmiş, hem de kalıcılığın ve yarınlara taşınmanın gereği yerine getirilmiş olur.

           

       Biçim

       Füruzan atmosfer yaratmada, psikolojik tahlillerde neredeyse kusursuzdur. Modern öykünün geldiği yeri, tüm olanaklarını iyi kavramış/özümsemiştir. Öykülerindeki yüksek gözlem gücü ve ayrıntı zenginliği ilk bakışta hissedilir. Hem kısa hem de uzun öykü diyebileceğimiz türde yazar. Yapı ve biçim açısından çok farklı arayışlar içerisinde değildir. Flashback tekniği, içsel serüven tekniği kimi zaman da bilinç akışını kullanır. Olaydan ziyade durum ve atmosfer öyküleri yazar.

      Bir söyleşisinde, “Durum anlatmak bence önemli. Olaylar beni çekmiyor pek fazla. Olayları yaşamış olan insanların, yaşadıktan sonraki halleri beni çekiyor,” diyen yazar, olayları değil, zihinsel yaşayışları önemser. İnsan ruhunun gizlerine eğilerek, bireyin zihninde, yüreğinde akıp giden hayatları, duygu ve düşünceleri, oluşumları, birikimleri öyküleştirir. Dışsal olay ve eylemlerden çok yaşananların sonuçlarını, sevinçlerini, acılarını, düş kırıklıklarını anlatmayı seçer. Bu anılar, iç dünyaya yansır, birikir, kristalleşir ve bir iç döküş olarak kelimelere yansır. Yaşanamayanların özlemi, umudu, beklentileri ve muhayyilenin uçsuz bucaksız ufukları da burada yerini alır. Hayatta yaşanan kaba gerçeklerden çok, yaşananların bireye yansımaları ve bireydeki karşılıklar onun anlatım biçimi tercihidir. Bu yaklaşımla zengin hayat-hayal birikimi ve burada yaşanan coşkular, çatışmalar, depremler kişisel bir birikim olarak anlatıma yansır. Bir öz, damıtılmış bir verim olduğundan, olay ve eylemlerden elde edilecek birikimden daha fonksiyoneldir. Çünkü “sonuç”ların değerlendirilmesinden kaynaklanan bu “yoğunluk”, okuyucuyu kurmaca entrikaların gereksiz atraksiyonlarından, olaylarından kurtarır. Böylece sahteliklerin özü boğmasına engel olunur. Füruzan, öykülerinde bu bilinçle hareket ederek ustalıklı bir biçim anlayışı sergiler.

 

          Sonuç

          Böylesine nitelikli, seçkin bir öykücü olmasına karşın, hiç şüphesiz parçalı öykü serüveni Füruzan’ın bu türde odaklaşmasını engellemiştir. 1970’lerdeki “Füruzan fırtınası” devam etmiş olsaydı, Füruzan şu anki yerinden oldukça farklı bir yerde olacaktı. Bu anlamda Füruzan örneği pek çok yazar için öğretici bir örnek olarak önümüzde duruyor. Ancak bu kitaplarıyla bile Türk öykücülüğünde bir yol açıcı, bir öncü olmayı başarmış, kalıcı, eskimeyecek öykülere imza atmıştır.

  NECİP TOSUN

 

Eşik Cini, Sayı: 3

DAĞILAN AİLEDEN DOKUNAKLI ÖYKÜLER: FÜRUZAN ÖYKÜCÜLÜĞÜ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

ne alacaklı ne borçlu kal sözcüklere, sadece ödeş

Son Yazılar

KASIM 2009 DERGİLERİNDE NECİP TOSUN YAZILARI
KİTAP-LIK KASIM 2009 ÇIKTI: HİKÂYENİN BİTTİĞİ YER / NECİP TOSUN
HALİT REFİĞ'İN ANISINA / NECİP TOSUN
KATIKSIZ MUTLULUK: KATHERINE MANSFIELD’İN BÜTÜN ÖYKÜLERİ / NECİP TOSUN
KİTAP-LIK, EKİM SAYISI (131) ÇIKTI, NECİP TOSUN'DAN: ERDAL ÖZ ÖYKÜCÜLÜĞÜ
EYLÜL 2009 DERGİLERİNEDE NECİP TOSUN YAZILAR1
KİTAP-LIK / EYLÜL (130) ÇIKTI; NECİP TOSUN'DAN KÂMURAN ŞİPAL ÖYKÜCÜLÜĞÜ
NEZİHE MERİÇ'İN ANISINA
BENİM KİTAPLARIM / NECİP TOSUN
KİTAP-LIK TEMMUZ-AĞUSTOS (129) ÇIKTI; NECİP TOSUN'DAN OĞUZ ATAY YAZISI
NECİP TOSUN HAZİRAN YAZILARI: KİTAP-LIK, HECE, HECEÖYKÜ
ÇILDIRMAK, DELİRMEK, ÖLMEK / NECİP TOSUN - Kitap-lık Sayı: 128 / Haziran 2009
NECİP TOSUN'un iletişim adresi:
DUBLİN’İN BİLİNÇALTI : JAMES JOYCE / NECİP TOSUN
İKİ SİYASETÇİ İKİ ÖYKÜCÜ / NECİP TOSUN HECEÖYKÜ 33 (haziran -temmuz 2009)
SANATÇININ BİR GENÇ ADAM OLARAK PORTRESİ
HAYAT VE DENEYİM: SEVGİ SOYSAL ÖYKÜCÜLÜĞÜ/ NECİP TOSUN (KİTAPLIK- MAYIS 2009)
NİSAN 2009 DERGİLERİNDE NECİP TOSUN YAZILARI
İLK ÖYKÜ KİTAPLARI
“ÜZERİNDE KONUŞULAMAYAN KONUSUNDA SUSMALI”
ARALIK 2008 DERGİLERİNDE NECİP TOSUN YAZILARI
MELANKOLİ VE MELODRAMIN SINIRLARI / NECİP TOSUN
KİTAP-LIK 121/ Düşsel Öyküler: Ferit Edgü Öykücülüğü / NECİP TOSUN
FÜRUZAN ÖYKÜCÜLÜĞÜ
İMGESEL ÖYKÜLER: BİLGE KARASU ÖYKÜCÜLÜĞÜ/ NECİP TOSUN

Kategoriler

  • eserleri
  • kimdir
  • necip tosun hakkinda
  • Oyku Tosun Kosesi
  • oykuler
  • secmeler - mimlenenler
  • sinema yazilari
  • soylesiler
  • yazilar
  • Arkadaşlarım

    sekercocuk
    sinefil78
    suaviyazgic
    edebiyatlik
    esitgin
    cemiyyet
    cemalsakar
    gereksizedebiyat
    sheepishsherry
    kozanali
    aliemree
    furkanulubeyli
    cihatduman
    sinova
    uguripek
    hakangeziyor
    hayriyeunal
    salihamalhun