Gündeme getirmek istediğim / SELİM İLERİ


15/11/2009 · Kategori: yazilar

 

     Kitap Zamanı'nda Necip Tosun, İstanbul, İlk Romanımda Leylâk üzerine yazdı. Ona ve bu kitabım için yazanlara çok teşekkür ederim. İstanbul, İlk Romanımda Leylâk, İstanbul'dan esinlendiğim yedinci kitabım.

     İstanbul'u yazmak, yıllar önce, Ahmet Örs'ün önerisiyle başlamıştı. O zamanlar, Hürriyet gazetesinin pazar ekine İstanbul gezintileri yazmıştım. Sonra sürüp gitti.

     Geçenlerde ben de kendi kendime soruyordum; Necip Tosun'un tespitini okuyunca hem şaşırdım, hem sevindim:

     "... Bu anlamda İstanbul, İlk Romanımda Leylâk'ta İleri'nin yazarı bahane edip, İstanbul'u mu, yoksa İstanbul'u bahane edip yazarı mı gündeme getirdiğini kestirmek zordur. Aslında unutulmuşluk ve vefasızlık açısından bakıldığında aralarında bir fark yok."

     Son dönemlerde İstanbul'u yazmak kadar, İstanbul'dan yararlanarak eski yazarlarımızı anmak da bir fırsat oldu. Dünün unutulmuş, unuttuğumuz, bazan da unutturulmuş yazarlarını anmak, bende çok eskilerden beri ihtiyaç. Bir güzellik çıkıyor karşınıza, üstüne ölü toprağı serpmişiz, hemen gündeme getirmek istiyorum...

     Ama çoğu kez başarısızlığa uğruyorum. Meselâ Kemal Bilbaşar imzalı Denizin Çağırışı. Bu eşsiz roman için epey yazdım. Galiba hiçbir işe yaramadı.

     Fethi Naci, Yüzyılın 100 Türk Romanı'nda Denizin Çağırışı'nı da yorumlar: "... üniversite yıllarında, yani neredeyse yarım yüzyıl önce, okuduğum Denizin Çağırışı bende unutulmaz izler bırakmış bir romandır, bence Bilbaşar'ın en iyi romanıdır."

     Fethi Naci, "Yakın zamanlarda, yanılmıyorsam, bir Selim İleri Denizin Çağırışı'ndan söz etti" bilgilendirmesini de esirgememişti. Esirgememişti diyorum, çünkü görüşmediğimiz Fethi Naci'nin bana dargın olduğu, hatta çok kızdığı zaman dilimiydi...

     Geçmişte Necatigil'in sonra Fethi Naci ve Ahmet Oktay'ın Denizin Çağırışı değerlendirmeleri ilgi devşirdi mi, yazık ki olumlu yanıt veremiyorum. Bu yüzdendi, dünkü yazarlarımızı, hor görülmüş, hakkı yenmiş eserleri gündeme getirebilmenin başka, çeşit çeşit yollarını arayışım, deneyişim.

     İstanbul'un yabana atılmayacak bir olanak sağladığını öylece keşfettim. Hemen belirteyim, yemek yazıları da yabana atılmayacak fırsat. Evin aidatını, elektrik, su parasını ödeyebilmek için yemek yazarlığına başladığımda, o tariflerden hangi mutfaklar ne çok zarara uğrayacak diye ürküyordum. Bir yandan da, Metin Eloğlu'nun "Düdüklü Tenceresi"ni ya da Nezihe Meriç'in hikâyesindeki pilâvı, kıvırcık salatayı yeni zaman okurlarıyla buluşturmaktan sevinç duyuyordum.

     Değerli Necip Tosun "... herkesin sadece ve sadece kendisine baktığı bir edebiyat ortamında ..." diyor. Acı ama, oraya gelindi. Nasıl oraya gelindiği ayrı konu. Dün orada değildik; bunun üzerinde durmak istiyorum.

     Dün, edebiyat çevresi, ortamı, dünyası birikimlerle donanmışlığının bilincindeydi. Şairlerin, yazarların, kendilerini bir anlamda yetiştirmiş eserlere bağlılıkları söz konusuydu. Necatigil, o koskoca Necatigil, Ziya Osman Saba'dan söz açarken, sesi titrer, gözleri dolardı. Yollar aşılmış olmasına rağmen, 'usta'sı bilirdi Ziya Osman'ı.

     Kar Yağıyor Hayatıma'da yazdım: Kemal Tahir, ününün doruğundayken, Reşat Nuri'nin Eski Hastalık'ını anmış, anmakla kalmayıp, okumadığımı öğrenince, Eski Hastalık'ı uzun uzadıya anlatmış, gözyaşlarını tutamamıştı.

     Örnekleri çoğaltabilirim. Gelgelelim neye yarayacak? Başka ortamdayız artık. Kendi kendini zehirleyen bir ortam bu. Ne dünün farkındayız, ne bugünün. Ben yazdım oldu bitti!    

     Bu kadarız...

     Gözümün önünde Edip Cansever: Yeni Dergi'nin son sayısında -ilkbahar aylarından biri olmalı- Füruzan'ın hikâyesi yayımlanmış; onu okuyor, okuyor ve başkalarıyla 'paylaşıyor'. İşte asıl yiten!

     Bugün 'edebiyat'ı çok az kişi gerçekten seviyor. Keşke 'sevgi kampanyaları' olsa...

Zaman, 15 Kasım 2009, Pazar

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Arkadaşına Gönder! Etiketler : Selim ileri,necip tosun

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »