MEMDUH ŞEVKET ESENDAL ÖYKÜCÜLÜĞÜ / NECİP TOSUN

Esendal, ülkemizde sanat dışı yaşamıyla ünlenmiş, hatta sanatçı kimliğini uzun süre gizlemiş Türk öykücülüğünün en ilginç isimlerinden biridir. Yaklaşık on yedi yıl süren yurtdışı görevlerinde bulunmuş, Bakü, Tahran, Kabil elçilikleri yapmıştır. Bu görevleri sırasında Rusça’yı öğrenmiş ve bu kanalla da öyküsünün temel dayanaklarından olan Çehov’u keşfetmiştir. Erken yaşlarda İttihat ve Terakki Partisi’ne girmiş, yöneticilik yapmış, Parti müfettişi olarak yurdun çeşitli bölgelerini dolaşmış bütün bu tanıklıklar da ülke insanını ve sorunlarını tanıma imkanı vermiştir. Milletvekilliği yanında bir süre CHP genel sekreterliği de yapmış olan ve adı politik alanda Başbakanlığa geçecek kadar üst seviyede bilinmesine karşılık yazarlığı/öykücülüğü tam tersine silik, gölge bir isim olarak kalmıştır. Öykülerini 10’u aşkın müstearla yayınlayan Esendal’ın bu tutumu çeşitli tartışmalara neden olmuştur. “Sanatı küçümsüyor bunun için öykülerine imza atmıyor” yargılarına, “politik alanda eskimiş adımı yüce sanatta kullanmak istemiyorum” savunmasında bulunmuştur. Ayrıca “onlara imza koyacak kadar değerli olduğuna inanmadığını” belirtmiştir. Siyaset hayatını profesyonelce ve iddialı, sanat hayatını ise amatör ve iddiasız yaşamış olan Esendal’ın tüm yaptıklarından, yaşadıklarından geriye yazdığı üç beş kitap kalmıştır. Yani yaşarken politik kimliği, öldükten sonrada sanatçı kimliği öne çıkmıştır.

 

 

O bir sanatçı olarak iktidar ve muhalefet ikilemini bütün boyutlarıyla yaşamıştır. Tek parti döneminin ikinci adamı olarak yönetim sorumluluğunu paylaşmış, bir sanatçı olarak da devlet-birey arasındaki uçurumu, bürokratik despotluğu yazmıştır. Milletvekilliği yapmış ama meclisin işlevsizliğinin belgesel örneklerini vermiştir. Onun eserlerini müstearlarla yazmasının arkasında hiç kuşkusuz bu parçalanmış ruh hali ve gerçekler yatmaktadır. Bu anlamda ikisini bir arada yürütmesi yani iki kimliği birden açık etmesi imkansızdır. O da siyasetçiliğini öne çıkarmış sanatçılığının üstünü örtmüştür. Oysa bu parçalanmış kimliği açık etmeyi göze alabilseydi sanatçı kimliği ve Türk edebiyatındaki yeri bambaşka olabilirdi. Ama o bunu göze almamış ya da alamamış (ki bulunduğu kariyer ne olursa olsun eski bir ittihatçı olarak hep kuşkuyla bakılan bir kimliği vardır) ancak aktif siyasetten çekildikten sonra tümüyle kendini sanatına verebilmiş ama iki kitaptan sonra öykülerini kitaplaştırmaya ömrü yetmemiştir. Onun bu gerçeği atlamadığını ve bilinçli  ve kaçınılmaz bir seçim olarak kabullendiğini bir mektubunda şöyle izah eder: “Ben öyle sanıyorum ki kendi ulusuma en büyük hizmetini, devlet işleri ile değil yazdığım beş on tiple, beş on hikâye ile edeceğim.” 

Esendal’ın asıl başarısı bir tek parti iktidarı yöneticisi olmakla birlikte, eşyaya, olaylara bakışta tek bir gözlük kullanmamasıdır. Toplumsal değişim ve dönüşümlerde yaşanan çalkantılara, bürokratik otoriteye, gerektiğinde muhalif gözüyle de bakabilmiştir. Bürokrasi, Avrupa, Batı yaklaşımları bunun en iyi göstergesidir. Aslında, mesleki temsil ve toprak konusundaki görüşleriyle muhalif bir yanı da vardır. Mevcut parlamenter sistemin alternatifi olarak geliştirilen ve küçük girişimcileri mecliste söz sahibi yapan sistemi savunmuş, onun iktidarı için mücadele etmiştir. Parlamentonun işlevsizliği, bürokratik kıskacı anlattığı öykülerin arkasında bu örtük düşünceleri yatmaktadır. Kimi yazarlarca “politik kariyerini kullanarak sanatının önünü açabilirdi yargısı” bu bağlamda tartışmalıdır. Çünkü onun öykülerini tümüyle tek parti gözlüğüyle yazmadığı açıktır. Bir anlamda iktidar içinde muhalefettir. Bu yüzden Esendal’ın tedbirli davrandığı söylenebilir.

(Devamı, Öykümüzün Kırk Kapısı, Hece Yayınları, 2013)

 

Yorum Yaz