Embed

Öykünün İzdüşümü / Köksal Alver (Mahalle Mektebi, Ocak-Şubat 201

Türkiye’de edebi türler üzerine kuramsal çalışmalar arasında nedense öykü en az ilgi gösterilen türdür. Şiir ve roman üzerine sayısız inceleme/araştırma metni bulmak mümkün iken, sıra öyküye geldiğinde koca bir boşluk belirir. Şiir ve romanın baskın türler oluşuna yorulabilir bu durum; yahut edebi kamuoyunun nezdinde türlerin karşılık bulup bulamamasına. Acaba başka nedenler de olabilir mi; sosyo-politik, okuma düzeni, yayın politikaları, yazar sunumları gibi? Ne ki gerçek ortada: öykü okumaları, öykü araştırmaları parmakla sayılacak denli az. Kendisi de bir öykücü olan Necip Tosun, böylesi bir ortamda öykü yazmanın yanı sıra, ısrarlı bir şekilde öykü ve öykücü okumaları gerçekleştirerek bir bakıma öykünün tartışılmasına, konuşulmasına ve araştırılmasına gayret göstermektedir. Tosun, öykü türünün değişik yönleri, özellikleri ve sorunları üzerine analizler yapmaktadır. Hayat ve Öykü (1999) ve Modern Öykü Kuramı (2011), onun öykü üzerine ne denli etraflı düşündüğünü, öykünün konuşulmasını, araştırılmasını ve yorumlanmasını ne kadar önemsediğini gösteren iki önemli eser. Bu eserlerinin yanında henüz kitaplaşmamış pek çok yazısı da ortada. Bütün bu emek, Necip Tosun’un modern öykünün doğasını ve gelişimini anlama açısından bilinçli bir çabanın içinde olduğunu göstermektedir.

Hayat ve Öykü, öyküyü dert edinen sahici bir deneme kitabı. Sahici, yalın, iyi niyetli ve her halükârda öykü merkezli. Kitabın sahici ve yalın yanı acaba adından kaynaklanıyor olabilir mi? Hayat ve öykü ne kadar da birbirine yakışan, birbirini karşılayan ve taşıyan iki sözcüktür! Hayat, bir öyküdür; öykü ise başka bir hayat, hayatın başka bir biçimde sunumu. O kadar iç içe, o denli birbirine yakın. Bundan ötürü kitabı oluşturan denemeler de bir yalınlığı ve içtenliği hedefliyor.

Hayat ve Öykü, öykünün hayatla bağını irdelerken aynı zamanda öykünün kendisine odaklanmaktadır. Hayat karşısında öykünün konumu ve amacı aranırken, buna paralel olarak öykünün iç sorunları konuşulmaktadır. Kitap, öykünün hem dış hem iç yönelimlerini mercek altına almaktadır. Zannımca öyküye nasıl yaklaşılması gerektiğini anımsatan önemli bir yaklaşımdır bu husus. Bir sanat biçimi olan öykü, ne salt kendi iç dinamikleri ne de hayat karşısındaki tutumu ayrışmış bir şekilde irdelenebilir. Öykünün iç yönelimleri ve yapısı ile dışa karşı tutumu yahut dış hayata verdiği cevap arasında kimi bağlar kurulabilir. Bu bakımdan Tosun’un da işaret ettiği gibi öykünün ne anlattığı değil nasıl anlattığı da önem arzetmektedir. Bundan dolayı öykü ve sosyoloji tartışması ile bakış açısı, dil, kurgu, dil, ritim gibi tartışmalar arasında sıkı bağlantılar kurulabilir.

Modern Öykü Kuramı, tıpkı bir önceki kitap gibi, öykü etrafında önemli meseleleri, öykünün yapısal, dönemsel, tarihsel ve toplumsal sorunlarını, buna ilave olarak sonuçlarını enine boyuna araştırmaktadır. Kitap, öykü merkezli bağımsız yazılardan oluşmaktadır. Her bir yazı, farklı bir öykü sorununa odaklanmaktadır. Bir tek mesele değil, farklı meseleler tartışılmaktadır. Ancak merkezde öykü vardır ve yazılar öykü mecrasında yol almaktadır. Bu bakımdan eser bütünsel bir özellik arzetmektedir. Modern öykünün doğuşu ve gelişimi, Türk öyküsünün serüveni, Türk öyküsünde yenilikçi arayışlar gibi daha çok dönemsel ve tarihsel yazıların yanında öykü dili, bilinç akışı, atmosfer, imge, karakter, fantastik, kurmaca, kısa kısa öykü, deneysel öykü, ironi, rüya, ses, ayrıntı gibi doğrudan öykü sorunlarını tartışan yazılar da yer almaktadır.

Kuşku yok ki, öykü, geleneksel hikâye damarıyla birlikte önemli bir birikime sahiptir. Hikâye ile birlikte düşünüldüğünde, ki ben biraz böyle düşünmekten yanayım, modern öykünün asıl ve ilk olanla irtibatlı olduğu söylenebilir. Aslolan hikâyedir ve hikâye ilktir. İnsanla başlayan anlatı hikâyedir. Bizzat insanın yürüyüşü bir hikâyedir. Öykünün yaslandığı, beslendiği dünyanın ne denli geniş ve engin olduğu bu şekilde anlaşılabilir. Böylesi bir birikim üzerinden konuşan modern öykü, elbette kendi zamanının hikâyesini kendi dili ve biçimiyle anlatmanın yolunu aralamaktadır. Öykü, farklı biçimler, değişik tarzlar deneyerek o hikâyenin peşinden gitmektedir; daha doğrusu hayatın. Öykü, hayattan derlediği hikâyelerle hayatın kapılarını aralamaktadır. Yazarın da ifade ettiği gibi “öykü, her dönemde, hayatın akışı, anlamı ve ritmi üzerine söz alır. Bulunduğu coğrafyanın dili, gerçekliği ve koşulları içerisinde değişmez duyguları, o çağın, o anlayışın verileriyle yeniden, yeniden üretir. Çünkü amacı deneyimi aktarmak ve hayatı, gerçekliği sorgulamaktır”.

Öykü, anlatmaktır. Öykü tarihinde ortaya çıkan farklı biçim, teknik ve tarzların tamamı anlatmayı öncelemek durumundadır. Öykü, anlatmayı değişik biçimlerde gerçekleştirme yetisine sahiptir. Öykü tarihinin seçkin temsilcileri, değişik anlatma biçimlerinin mühim örneklerini vermişlerdir. Her bir öykücüde öykü, yeni bir dil ve anlatım imkanı bulmuştur. Poe ile Ömer Seyfettin, Esendal ile Kafka, Faulkner ile Özdenören ve daha yüzlercesi öykünün ne denli farklı biçim ve anlatımlarla yapılandığını net bir şekilde göstermektedir.

Gerek Hayat ve Öykü gerekse Modern Öykü Kuramı, öykü araştırmaları ve okumaları bakımından birer başucu kitap niteliğindedir. Öykünün serencamı, sorunları, öykücülerin dünyaları ve bakış açıları gibi merkezi konular, eserlerde ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir. Tosun’un her iki eseri de bir öykü okuma kılavuzu niteliğindedir. Elbette kendi kişisel yorum ve düşünceleriyle ördüğü bu çalışmaların içeriği tartışılabilir, bu bağlamda farklı görüşler ortaya atılabilir. Ancak ortadaki emek ve niyet, öykünün izini aramaya dönüktür ve bu bakımdan kayda değerdir.  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!