Embed

TANTE ROSA’NIN YOLCULUĞU / SEVGİ SOYSAL

     Günler vardı ki Tante Rosa sokak kapısına varamıyor, sokak kapısını açamıyordu. Pusulalar, pusulalar, pusulalar, su paraları, elektrik paraları, havagazı paraları, taksitler, köpek vergileri, kedi vergileri, papağan vergileri, kanarya vergileri, abone yenileme makbuzları, dergiler, «Sizlerle Başbaşa» dergileri, gazeteler, aylardır yüzlerce kişiye yazdığı adresini bulamayıp geri dönen mektuplar, geri çevrilmiş dilekçeler, çeşitli iş ilânlarına yapılmış müracaatların red cevapları. Bunlar, bu kapının altından atılmış bütün kâğıtlar tomarı, bir hayattan arta kalan bu kâğıtlar tomarı kapının önünde büyüdükçe büyüyor: Tente Rosa bunları aşıp kapıyı açamıyordu. Yaşamış olduğunu tek başına belgeleyen bu kâğıtları atmaya  kıyamıyor, onları yok edemiyordu. Sonra toz. Bütün bu kâğıtlar öylesine tozluydular, öylesine tozlanmalıydılar ki, toz yeni bir toprak örtüsü olmalı, eski yaşamışlık belgelerinden yeni bir doğuşa filizlenmeliydi. Buruşuk yanakları, pörsümüş vücudu, arta kalan yaşlılığı, yorgunluğu, faydasızlığı, yalnızlığı bu toprak örtüsüyle gömülmeli gömülmeli, sonra hop yeniden doğuvermek, yeniden genç, yeni yanlışlıkların başında olmak. O tozların bir diplerinde belki kalmış herhangi bir doğru bütün o yanlışları yenerek fışkırmalı, fışkırmalı.. Yeni bir Tante Rosa, bilen, tanıyan, anlıyan bir Tante Rosa yaşamalı, gerçekten yaşamalı... Birgün, mucizeli birgün... İşte belki bu mucizenin olabileceği birgün Tante Rosa, kapısının zorla kırıldığını gördü. Nasıl ve ne zaman, kimden ve niçin doğduklarını bilemediği çocukları, ya da başkaları kollarına girdiler, o her an mümkün mucizeyi tekmeleyerek, kâğıt tomarını çöp tenekesine atarak, yeni bir filizlenmeye hazırlanan toprak örtüsünü süpürerek, yaşamını tek başına belgeleyen kâğıtları yok ederek geldiler, filler porselen dükkânına girdiler. Tante Rosa, bir hayat boyu, acılardan, sevinçlerden, buruk ve bayıltıcı tadlardan, çok yorularak ve yaşlanarak, çirkinleşerek edinebildiği bu son toprak örtüsünün çıplak bir betona dönüştüğünü gördü. Haykırdı, haykırdı, elbet.
     Sonra onu bir trene bindirdiler, eline son kâğıt, son toprak tanesi olduğunu bildiği bir bilet verdiler. Bu kâğıt yitirilen bütün o kâğıtlar yanında nasıl eksiktir, nasıl tutarsızdır. Hiçbir isbatı yoktur bunun.

     Tante Rosa kompartımana oturdu, şapkasını astı. Astı şapkasını, o an, ah nasıl benzetmeli, nasıl anlatmalı, bir acı, kopasıca bir çığlıkla gelen nasıl amansız bir acı, yüreğinin derinliklerinden, beyninin boşluklarına doldu, gözyuvalarından, burun deliklerinden, ağzından, yaşlar, köpükler, çığlıklarla koptu, Tante Rosa sancıya sarıldı, elleriyle tuttu onu, şapkasıyla birlikte astı, sanki kendini astı, benekli, buruşuk ellerinden sıyrıldı sancı, acıdan arta kalan bir sönmeyle çöktü yerine, sanki bir doğumdu bu, çocuğun, o bütün acıları dindiren ilk çığlığını duymuştu, vücudu boşaldı, rahatladı, pencereden baktı, kentlerin, ağaçların, çeşmelerin, sokakların, elektrik direklerinin, dilencilerin, orospuların, dükkânların, bankaların, resmi ve özel binaların, heykellerin, askerlerin, havuzların, parkların, park banklarının, neon lâmbalarının, sinema ve tiyatro afişlerinin hızla geçtiğini gördü, karşısında yeni bir Rosa gördü, doğumun bittiğini anladı. Bu genç, bu giysileri eskimemiş, pabuçlarının topukları aşınmamış, bu yeni doğmuş, bu sayfaları karalanmamış, bu cilâsı dökülmemiş Rosa’yı doğurduğunu gördü sonunda. Hani tam eskimiş giysiliğinden, aşınmış topukluğundan, karalanmış sayfalığından soyunması, şimdi yeniden başlaması, başlaması tam...
     Baktı Rosa’ya
     -Benim ellerim de beyazdı, beneksizdi öyle...
     Soruyla baktı yeni Rosa:
     -Hangi seçimden,
     -Hangi kavgadan,
     -Hangi uyanıştan,
     -Hangi nefretten,
     -Hangi sevgiden,
     -Hangi barıştan,
     - Hangi savaştan sonra oldu bu
     Rosa durakladı:
     - Birgün, o gün mutsuz olmalıyım, kedim Mischa’yı sevecektim tam, hain tırmıkladı elimi, o an, birden ellerimi gördüm... gördüm ki ellerim... durakladı, daha inceden baktı yeni Rosa’ya… ve yüzüm şeftali gibiydi, diriydi vücudum, sesim şarkılıydı, yüreğim çok hızlı atardı...
     Yine amansızca sordu yeni Rosa:
     -Hangi seçimden,
     -Hangi özetleyişten,
     - Hangi anlayıştan,
     - Hangi duyuştan,
     -Hangi arayıştan,
     - Hangi buluştan sonra değişti bunlar?
       Rosa durakladı yine... Birgün açık arttırmadan kendime bir ucuz mayo düşürmüştüm. Eve varır varmaz soyunarak, mayoyu giydim. Aynanın karşısına geçtim... ah geçmez olaydım. Pörsüdüğümü, hiç kendimden izin almadan pörsüdüğümü gördüm... Acımadan, hoşgörü nedir bilmeden bakıyordu yeni Rosa:
- Senin bir ağaç gibi, bir kedi gibi, bir kanarya gibi, bir koltuk gibi, bir kâğıt gibi, bir perde gibi bir giysi gibi, bir kalem gibi, bir şapka gibi, kuruverdiğin, uyuzlaşıverdiğin ötmeyiverdiğin, yırtılıverdiğin, yıkılıverdiğin, eskiyiverdiğin, aşınıverdiğin, bitiverdiğin, uçuverdiğin, demektir bu. Ancak bir ağaç kuruyuverir, bir ev yıkılıverir, bir makina duruverir, bir pabuç aşınıverir, ansızın bu anlaşılıverir ve hiç önemli değildir bu. Öncesiz ve sonrasız, bağlantısız ve belgesiz tükenivermek bir ağacın, bir evin, bir pabucun hakkıdır. Bir insanın, bir insanın ama, bir Rosa’nın niçin eskidiğini bilmem gerek, yeni Rosa’yı bunun üstüne kurmam gerek.
     Rosa, bir çocuk gibi küskün.
     - Sen bir otomobil misin, bir çamaşır makinası mısın, bir elektrik süpürgesi misin ki senden bir önceki modelin bozukluklarından sıyrılmış olarak piyasaya sürülmek istiyorsun?
     Bu soruyu sormuş olamaz, çünkü daha önce, belki de daha önceki sancının hemen ardından gelmiş bir yeni, bitmesi, çığlığa biçimlenmesi olmayan, dayanılmazlığı oranında rahatlatması olmayan, deli, hain, yeni Rosa’dan daha hain bir sancı onu aldı, pencereye götürdü. Orada Rosa, trenin penceresinden, bildik bir sokakla, bildik bir bahçeyle, bildik bir parkla bildik bir ağaçla, havuzla, oyuncakla birlikte hızla pencereden geçigeçiverdi, geçigeçiverdi.


(Sevgi Soysal / Tante Rosa / “Tante Rosa’nın Yolculuğu”)

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !